Kasım ayı Ekim kadar olmasada hareketli geçti. Kitap fuarı inanılmaz bir kalabalığa ev sahipliği yaptı, o kadarki bazı yayın evlerinin standlarına yaklaşmak dahi mümkün değildi. Yan salonları dolduran kalabalığa karşın aynı dönemde, aynı alanda yer alan Sanat Fuarı oldukça zayıf bir ziyaretçi kitlesine sahipti. Her sene yapılan şarap ve pasta ikramlarının bu sene olmamasından mı kaynaklanıyor, diye düşünmekten kendimi alamadım açıkçası.

Sinemalar , yayın organları aksini iddia etse de, “kuru gürültü” ile bir çok film sürüldü önümüze son zamanda. Beklenen film (reklamı bu şekilde yapıldı) 2012’nin kötü bir efekt gösterisi olduğunu düşünüyorum. Görüntülerdeki sunilik, senaryonun boşluklarının ve saçmalıklarının yanında sözü edilesi bile değil. Twilight/Alacakaranlık’ın ikinci filmi olan New Moon/Yeni Ay filmi, birinci filminin ve filmin yakışıklılarının (hangi yakışıklı demeyin bilmiyorum 🙂 ) ekmeğini yiyecektir; ama iyi bir gişe, iyi bir film anlamına gelmiyor ne yazık ki. Filmde, kırda ağır çekim esas kız ve esas oğlanın koşma sahnesi mi istersiniz, yoksa duygusallığa bulanmış lise dönemi gençlik dizileri tadında ki yakınlaşıp-uzaklaşmalarla dolu sahneler mi, hepsini bulmak mümkün; azda olsa başarılı tarafları da var hakkını yememek gerek, vampirlerin dövüş sahneleri ve makyajlar başarılıydı bence. Dönemimizin yüksek tirajlı sanatsal aktivitelerinin kilit noktası: “Pazarlamanın zaferi”, hayal kırıklığına uğrattı herkesi. Sinemada olmasada, 2008 yapımı 2 trajedi filmi var ki, bence izlenmesi gereken filmlerden: “ The Burning Plain” ve “Seven Pounds”. The Burning Plain/ Aşk Ateşi, iyi bir kurgu ve Charlize Theron ile Kim Basinger’ın harika performansları ile kusursuz hale gelen bir film; filmde farklı zamanlardaki olaylar arasında geçişler de oldukça başarılı. Filmin konusu, Sylvia’nın annesi ve Carlos’un babasının bir karavanda sevişirken yanmaları sonucu hayatlarının trajik bir şekilde değişmesidir. Seven Pounds/Yedi Yaşam: Will Smith’in başrolünü oynadığı film, bir trafik kazası sonucu hayatını adeta diyet olarak ödeyen Ben Thomas’ın hikayesini anlatıyor. Kurgusu ve oyunculukları başarılı bir film.

Tiyatrolarda yer bulmak neredeyse imkansız hale geldi, Devlet ve şehir tiyatrolarında istediğiniz oyunu izleyebilmek için biletlerin satışa çıktığı haftayı yakalamanız gerekiyor. Benim Kasım ayı tiyatro seçkim, “Rita’nın Şarkısı”ydı;Willy Russel’ın yazdığı oyunda, Çetin Tekindor , Tülay Günal oynuyor ve Işıl Kasapoğlu yönetmenlik yapıyor; sonuç, oyun tadından yenmiyor. Açık üniversiteye Hoca olan Dr. Frank ve hem zeki hem de zıpçıktı öğrencisi Rita’nın diyalogları içinde izlemeyene, anlatılamayacak kadar çok eğlence ve düşünce taşları var. Bu arada, benim bir dahaki biletim sonunda yer bulmayı başarabildiğim Sokratesin Son Gecesi’ne ; gözüme kestirdiğim bir diğer oyun ise Şehir Tiyatrolarında oynanan Shakespeare’in “CORIOLANUS” adlı oyunu.

Farid Farjad, nâm-ı diğer “Kemanı Ağlatan Adam” bu sezon ikinci kez Ankara-İzmir-İstanbul turnesinde. Turnenin İstanbul ayağı 11 Aralık’ta.

Piyasaya çıkalı epey oldu, çıktığından beri de keyifle dinliyorum ama elimde Mesnevi varken tadı başka olduğundan sanırım, sizinle de paylaşmak istedim bu keyfi. Mercan Dede’nin Mevlana’nın doğumunun 800. yılı için yaptığı (2007de) “800” albümü, yine Mercan Dede tadında mistik melodilerle örülü ve yine seçtiği sesler bazı şarkılarda ona eşlik etmiş. Halen “Nefes” albümünün bendeki yeri farklı olsada, bu albümün lezzetini de seviyorum; benim albümdeki favorim “Mercanistan” parçası, keyifli dinleyişler dilerim.

23 Kasımda başlayan Marc Chagall – Yaşam ve Aşk sergisi 24 Ocak’a kadar Pera müzesinde olacak.

Aksanat ve İşSanat’ın Aralık ayı programları oldukça dolu ve başarılı. Her zamanki gibi Aksanat seminerlere ağırlık verirken, İşSanat’ta konserler ön planda. AkSanat’ta kaçırılmaması gereken “Doğan Yaşat – Modernist Romanın Sınırlarında Okumalar” seminerler dizisi 10-26 Aralık tarihleri arasında gerçekleşecekken; İşSanat’ta 7 Aralık günü Müşfik Kenter, Orhan Veli şiirlerini dillendirecek. Unutmadan İşSanat konserlerinde erken rezervasyonlara indirim var.

Soğuklar geldi, bir battaniyeye sarılarak ya da bir omza gömülerek DVD izlemek en garantilisi olsada, şehrin ritmini de kaçırmamak lazım. Yeni bir yıl kapıda, “Aralık”tan bakıyoruz şimdi ona, yeni başlangıçların herkese hoşça gelmesi dileğiyle…

Tuğba Makina – Aralık’09

Reklamlar