Etiketler

, , , ,

14/10/2007’de ilk başlığı atılmış ve 6 sene boyunca her elime geçtiğinde bir kelimesine, bir işaretine dokulmuş, halen bitmediğini hissettiğin hikayem SU’yu bölüm bölüm sizinle paylaşacağım.

Hikayenin ilk bölümünü siteye eklerken hissettiğim tereddüt ve heyecanı anlatmanın pek bir yolu yok sanırım.

Keyifli okumalar, Sevgiler…

Tuğba Makina

1.BÖLÜM-İÇİMDEKİ KIRMIZI

mark_spain_iii

Dazlak, top sakallı, orta yaşlı bir adam: en köşede iki kişilik bir masada tek başına oturuyor. Masada kırmızı bir gül, kırmızı şarap ve dilimlenmiş beyaz peynir var. Arkasındaki duvarda eski film afişleri, tek eliyle kadehi kavramış, tek eli havada hayali şekiller çiziyor. Arada bir göz göze geliyoruz, gülümsüyor, kadehini kaldırıyor; efendi bir gülümseme yüzünde. Karşılık veriyorum balık çatalını masaya bırakıp, rakımı havaya kaldırarak. Geride “Bir bahar akşamı rastladım size…” diyor eski bir plak ama gerçekten eski öyle lafın gelişi değil. Antika bir gramofonda, taş bir plak dönüyor, içindeki ses hafif pütürlü, hüzünlü biraz da efkâra davetkâr.

Masada dört kişiyiz, herkes biraz daha kendi artık, iki büyük bitti nede olsa an itibariyle. Dazlak adam ikinci şarabını söyledi. Hafif hafif iliklerine sindirerek içiyor sanki. Dudağında yarım bir gülümseme şarkılara eşlik ediyor, arada dalıp gidiyor kırmızılardan birine bakarken. Tam gözleri dolduğu anda inadına gülüyor; önce biraz peynir sonra bir yudum şarap alıp masada duran kırmızıyı bakışları ile okşuyor.

Bizimkiler anlatıyor da anlatıyor, epey keyifliler. Zaten keyifliyken içmeli ki sen içtiğine hâkim ol, yoksa o sana hâkim olunca, her şey başka bir dünyada yaşanıyor. Dazlak adamda boyunduruğa girmemek için sanki, kederli haliyle yavaş yavaş içiyor. İkinci kadehi bitti; son dilim peyniri ağzına attı, hesabı ödedi, sandalyenin kolundan kazağını alıp omzuna attı, gülü eline aldı. Masanın yanından geçerken “iyi akşamlar” dedi ve gülümsedi. Arkasından bakakaldım. Neden bilmiyorum öyle merak ettim ki O’nu… Öylece bakakaldım o an.

“Dalgalandım da duruldum…”diyor plak. Elimde kadeh, sesimde kahkaha, içimde hıçkırık, kendimi bırakıyorum ki kadehimde ki sahip olsun bana. İçim dalgalanıyor. Kesik kesik hıçkırık tadı genzimde, bizimkiler pür dikkat beni izliyor.

Lavaboya gidiyorum, tuvalete eğilip içimdeki sıvının hepsini boşaltmaya çalışıyorum. Ağız dolusu sıvı. İçime alırken o kadar güzel görünenin, bu kadar çirkin çıkması içimin kirli olduğunu düşündürüyor.  Hayatınızdan her çıkarmaya kalktığınızda adeta bir merkez kaç kuvveti ile hayatınıza yeniden giren ve eski yerlerini derinleştirmeye çalışan insanlar vardır ya,  Akın tam anlamı ile o kişiydi işte. Ve yine beni kurtarmak için (!) oradaydı. Bazen o sabit duruyor ve ben kaçmaya çalışırken bir pergel gibi belli mesafeden öteye gitmeme izin vermiyor gibi hissediyordum.

“Git” demenin erkeklerin düşündüğünün aksine bayanların lûgatında farklı bir anlamı yoktur. “Git”, git demektir; yamacımdan uzakta dur demektir. Ama Akın bunu uzun süre bu kelimeyi benim alışkanlığım, bir şımarıklık belirtim olarak algıladığı ve kelimenin anlamını bu hali ile sindirdiği için asla gitmiyordu. Kafam alkolden çok güzel olmuştu ve yeni kusmuştum, görmek istediğim en son kişi Akın’dı, oysa o yine yanıbaşımdaydı ve yine benim her “git” deyişim gibi bu seferkinde de sanki sesim çıkmıyormuş gibi aynen ciğerlerime geri dönüyordu.

Sahildeyiz ama hatırlayamıyorum araları. İçmek istiyorum çözmeliyim içimdeki kiri. Görmeliyim ki temizleyebileyim onu. Anlatıyorum, bizimkilere, anlamıyorlar beni. Dazlak adam beliriyor gözlerimin önünde hayal sanırım! Elime acı çikolata verip “ye” diyor “mideni bastırır”. İnat ediyorum gitmeyeceğim eve, kalıp onunla konuşmak istiyorum. Hep beraber oturuyoruz banklara, diğerleri az bir zaman sonra dayanamayıp gidiyorlar, bir Akın kalıyor yine. Eve doğru gidiyoruz beraber, Akın’ı içeri sokup kapının önündeki sandalyelere oturuyoruz beraber, dazlak adamla.  Öyle büyük bir heyecan ki bu, aslında utanç, niye bilmiyorum ama utanıyorum beni bu halde görmesinden.

Gül hala elinde. Önümüzde deniz. Dolunay var bu gece.

1. Bölümün Sonu.

(Resim : Mark Spain)

Tuğba Makina

Reklamlar