Etiketler

,

2.BÖLÜM-YARIM KALMIŞ

greendress

Çikolata eriyerek mideme akıyordu. Ilıklığı hissediyordum ve sanki içimdeki tüm kiri kusuyordum ve gördükçe pisliği susuyordum içime. Yüzüme bakmıyordu. Denize dikmişti gözlerini. “Geçti mi?” diye sordu. Geçmiş miydi? Bilmem. Farkına varmak için dinmek gerekirdi oysa ben anlatılmaz bir çalkantı içindeydim. Yüzüne baktım o yarım gülümseme yüzüne yapışmış gibi duruyordu. Yavaşça döndü, güldü, bu seferki tam bir gülümsemeydi, yüzünü dolduran cinsten.

Bir tanışma cümlesi beklerken,  “İçindekinden kurtulmaya çalışmak kurtarır mı seni?” dedi. Yalpaladım, evet tam olarak yalpaladım, içimdeki ayık bayan duydu cümleyi içeriden, göğüs kafesimden kalkıp kaburgalarıma elleri ile yapışıp sarsmaya başladı beni ve yalpaladım.

İçimdekinden kurtulmaya çalışmak, bilmem. İçimdeki kir, yarım kalmışlıklar, sahte gülümsemeler, bir önceki konuşmanın artığı cümleler, çekip gidip geri dönmeler… İçimdeki tüm bunlara katlanmaya çalışıyordu. Sanki mecburdu bu oyunun bir parçası olmaya. Ürperdim. Ürpertinin içimden geldiğini farkedemedi, kazağını omzuma koydu. Yüzümü yerden kaldırdı.

“Çok küçüksün daha. Bu sorular ağır geliyor bedenine belki de” dedi. Gül hala elindeydi, gülümsemesi hala yüzünde ama ilmek ilmekti sanki gülümseme ve her ilmek gülümsemeyi farklı hislere çekiyordu. “Yaşamak zorundasın bunları yirmi beşinde ya da ellinde. Yaşamak zorundasın. Önce fark etsen yükünden kurtulamazsın, değiştiremezsin de. Değiştiremedikçe daha bir batar düşünceler ruhuna. Sonra fark etsen; erken fark etseydim değişir miydi diye düşünürsün… Oyun oyun içine kurulur… Dört kişiydiniz masada hepsi unutmak için içiyorlardı, içlerindeki kiri göstermek istiyorlardı etrafa. Sen… Sense kurtulmak için içiyordun. Kurtulmuş gördün belki beni de ve sırf bu nedenle inceledin. Oysa kurtuluş bu olmamalı…”

Bilmem. Bu nedenle mi incelemiştim? Kurtulmaya çalışırken çalkantılardan inadına artıyordu sanki. Sözleri, ruhuma her seferinde gördüğü kâbusları hatırlatıyordu, canım her zamankinden az yanıyordu işin garibi. İnsan bir şeyleri bilse dâhi, duymak alıştırıyordu belki de onu gerçeğe; bir ihtiyaçtı olanı olduğu gibi duymak.

Elindeki güle baktı, dikenin, kırıp avucuma koydu. Çok garipti, tanımadığım bir adam içimdekileri bana anlatıyordu üstelik ismimlerimizi bile bilmiyorduk daha.

“Adın ne?” dedim. Gülümsedi “Mahfi*” dedi. Gülmeye başladım tutamıyordum kendimi o olağanüstü adamın ismi Mahfi idi. “İnsanların isimlerini yaşadığına inanır mısın?” dedi. “İnsanlar isimlerinde yaşarlar. Kimi görsen ismini sorarsın değil mi? Sadece diğer insanlardan ayırmak için mi peki? Hayır, aslında tek sebep bu değildir. “Kim” sorusunun ilk yanıtıdır isim. Onun hayat çizgisidir. İsminin sınırları içinde yaşar insan. Çünkü ömür boyu taşımak üzere içine üflenen bir mânâdır o.” Sustu, istemeden kırmıştım onu? Özür dilemeliydim ama yapamıyordum; garip bir his vardı içimde bunu engelleyen. Gözlerine baktım “çok içmişim sanırım, kontrol edemiyorum hareketlerimi… Oysa… Niye içtim ki bu kadar ben? Hani demin söyledin ya, ne güzel ifade et…” duraksadım bir an, yine yapmıştım işte bitmeyen bir cümle bırakmıştım ardımda, ve bitmeyecek cümlelere başlayacaktım yine.

“Bir gün neyi fark ettim biliyor musun Atlasa** dönmüştüm bir anda sırtımda dünya. Ben onu dengede tutmaya çalıştıkça o sallanıyordu ve o sallandıkça benim omuzlarım çöküyordu… Efsaneleri sever misin? Ben severim en çokta… Atlası işte. Her şeye rağmen tutmayı başarmış dünyayı omuzlarında. Arada bir silkinmiş gerçi, dengeyi bozmuş, bence bilerek yapmış bunu, dengede durabilmek için… Sahi “Mahfi” ne demek?”

*Gizli. Saklı.
**Titanların, Tanrılara karşı giriştikleri savaşa yenilince Atlas dünyayı, gök kubbeyi omuzlarında taşımak cezasına çarptırıldı.

2. Bölümün Sonu.

(Resim : Mark Spain)

Tuğba Makina

Reklamlar