Etiketler

, ,

3.BÖLÜM-ÇEVİRİ

Gecenin bu saatinde tanımadığım bir adamın yanında yalnız ve üstüne üstük alkollüydüm ama hiç rahatsızlık duymuyordum. 346O kadar emindim ki sorularımın cevabının onda olacağından. Diken hala elimdeydi ve avucumda bilmeden sıkarken elime batmıştı. Avucuma bakarken ”Bu mudur durumum?” diye düşündüm bir an ama cesaret edipte soramadım. Gülümsüyordu, fakat gülümsemesi bu safhada biraz ukalalık taşıyordu. “Benden bu kadar” deyip çekip gidecek bir hayal gibi geldi. Kurtuluşum sandığım adam uçuruma sürüklüyordu sanki beni.

İçimden bir his gitmeliyim diyordu.

“Evin ne tarafta” dedi. İçimden konuştuğumu sanıyordum oysa.

Sabah uyandığımda hafızamı nasıl eve geldiğime dair zorluyordum ama hiçbir refleks yoktu hatırlamaya dair. Kahvaltıyı hazırlıyorlardı. Beni görünce gülmeye başladılar. Dün akşamı hatırlamışlardı. Nasıl beceriyorlardı bunu; yani kendileri dışında her şeyi hatırlamayı. Bütün sarhoşlarda bu oluyor sanırım. Kendileri için “aaa…  şaka yapıyorsun gerçek olamaz” ama karşıdakinin tüm hareketleri gayet net! Sinirlenmemeliydim çözmem gereken daha mühim bir şey vardı; eve nasıl geldim?

Yine belirdi hayatımın vazgeçilmezi (!), hala sevgiliymiş gibi davranmasından duyduğum iğrenti yine canlanmıştı. “Hayatım adam biraz yaşlı değil mi?” deyince şaşırmadım aslında; güldüm “beni o mu bıraktı?”, eğreti bir şekilde “evet” dedi.

Akşam yine aynı yerde aynı şeyleri yapmayı planladığımda üç kişiye karşı tek kalmıştım.

“Sen iyice saçmalaya başladın Jülide***” diye bağırdı Akın. Tasvip etmediği bir şey olunca zaten, hep bağırırdı. Sanırım bu yüzden ayrılmıştık; daha doğrusu ben ayrılmıştım, görüldüğü üzere o hala benimle beraberdi.

Onu bulmalıyım, tek bildiğim bu. Ya gerçekten ondaysa sorularımın yanıtı ve kurtulabilirsem… neden kurtulacağım ki?

Dün akşam isim insandır demedi mi? Yok insan isimdir demişti; hayır hayır, insan ismini yaşar demişti. Evet tüm bunların suçlusu bana bu ismi koyanlarda. Birde ne güzel anlatır annem hep “bizde o eski tip adetlerden yoktur, biz sana büyük annelerinin isimlerinden birini değil bu ailede sadece sana ait olacak ismi aradık babanla…”. Bir de sadece bana ait kimseninkine benzemeyen bir hayat çıkmıştı karşıma ama bunun kimse farkına varamıyordu.


Baktı umut yok bende bir telefon bile bırakmadan gitti O’da. Kaldığı yeri bile söylememişti.

“Jülide telefon sana”
….

“Efendim”
“Günaydın küçük hanım bugün nasılsınız?”
Bir dakika ben bu sesi tanıyorum ama kim bu?
“Ben Mahfi, kim olduğumu söylemediğim için bağışla beni”
“Yo! Yoo!”
“Akşam beraber bir yemek yesek ama alkolsüz… Dün akşamdan yarım kalanları tamamlama şansımız olur”
“Tabii ki”
“Dün akşam oturduğumuz banktan alırım seni akşam. Görüşürüz”.
“Görüşürüz”

….

Bunlar bir işaret mi acaba; tam düşündüğüm anda araması, sorularımı bilmesi… Saçmalıyorum yine.

“Hayatım bak buraya senin için geldik, sen sıkılmıştın hatırlıyor musun? Yaptığımız planlar…” yine Akın. İşte sıkıntılarımın kaynağı bu; geçmişim yakama yapışmış çıkmıyor. Bir defa hayatıma aldığım zaman bir insanı, bir daha çıkmıyor. Allah’ım neden benim hayatım da diğer insanların ki kadar basit değil diye düşünüyorum.

“O planları bana sorduğunuzu hatırlamıyorum” sanrım evden çıkarken son söylediğim cümle buydu. Evimden nefret ediyordum şu an. Oysa eskiden, küçükken, kaçış yeriydi bu yazlık ev. Sonra. . . abimin ölümü ile dağılan bir aile kaldı geriye. Bu ev hala kaçış yeri benim için ve yakama yapışan birkaç arkadaş için, ama kaçışlar artık beraber geçirilen güzel günlere değil…

Her şeye rağmen insan kendini evden dışarı atınca rahatlıyor. Daha saat 3 akşam yemeğine nerden bakarsan 4 saat var.

Çeviri yapmalıyım bu sırada, elimdeki kitabın çevirisini bitirmeliyim. Farkları görebilmek için “çevirmek lazım”.

***Karmakarışık. Dağınık. Birbirine girmiş.

3. Bölümün Sonu.

(Resim : Mark Spain)

Tuğba Makina

Reklamlar