Etiketler

, , ,

4.BÖLÜM-İTİRAF

Beraber yemek yerken tüm cevapların onda olacağından artık şüphe duymaya başlamıştım. Sanki her şey yerli yerine oturmaya başlamıştı. Bazen konuşmak ilaç oluyordu demek. Ona kendimi anlatıyordum, bunu neden yapıyordum? Bilmiyorum. Sanırım buna ihtiyacım vardı. Öyle büyük bir dikkatle dinliyordu ki beni, sanki benim anlattıklarımın içinden kendine pay çıkartabileceğini düşünüyordu.

“Epey zaman önce buralarda Zümra Hanım diye bir bayan yaşarmış, duydun mu hiç?” dedi, daldım bir an, bu isim hep garip hissettirirdi bana kendimi. Öyle az insan vardı ki bir zamanlar buralarda, birbirini tanımamak imkansız sayılabilirdi.rainy-nights-by-mark-spain-detail-1
“Zümra teyze… Hatıramdaki ilk garip his… Küçükken, daha altı yedi yaşlarındayken ailenin tek birleşme noktası hafta sonu ve buradaki yazlık evdi; abim, annem, babam ve ben. Bu kadar çok insan yoktu o zaman buralarda her yer yemyeşildi… Plajda herkes birbirine aşinaydı. Gülümserdi insanlar… Altmışlarında bir teyze vardı. Plaja her indiğimizde şu köşedeki çınarın altında şezlongunda oturuyor olurdu. Annemle konuşurlardı ara sıra. Yanına gider elindekilere bakardım, boncuklar işlerdi gergefteki kumaşa, örtü olurmuş onlar bitince yıllar sonra öğrendim. Çantasında her daim bir çikolata olurdu, yanına gittiğimde hemen elini çantasına atar bana verirdi. Göz bebeğinde sanki grimsi bir perde vardı, biraz ürkerdim bu yüzden ama çikolatayı verdimi elime, birde saçlarımla oynamaya başlardı; ben çikolatayı yerken mest olurduk ikimizde. Bir gün yine plaja inecekken annem bugün bahçede oynamamız gerektiğini plaja gidemeyeceğimizi söyledi. Hiç öyle görmemiştim yüzünü, o tarz bir ifadeye kimsenin yüzünde rastlamadım bir daha; şaşkınlık, korku, üzüntü birbirine girmişti yüzünde ve abimle benden bunların hepsini uzak tutmak istiyordu sanki. Ertesi gün plaja gittiğimizde teyze yoktu. Yıllar sonra yokluğuna yeni alıştığım sırada öğrendim ki bir adam gelmiş ölmeden önceki gün evine ve adamı görünce dayanamamış kalbi sıkışmış. Çocuklukta böyle şeyler önemlidir bir çikolata, saçını okşayan yabancı bir el, bir kalp sıkışması… Sanırım ilk kayıptı bu hayatımdaki ve bilirsin ilkler insanı daha bir fazla etkiler. Hatırladıklarım bunlardan ibaret… Nereden tanıyorsun Zümra teyzeyi?”

“Evet, ilk kayıp…”dedi.

O kadar büyük bir dikkatle dinliyordu ki beni dikkatim dağılmıştı.

“Kalp sıkışması…” dedi, garip bir ses tonuyla.
“Neden ölmüş kadın öğrendin mi sonradan, yani kimmiş kalbini sıkıştıran?”
“Zümra Teyze on sekizine girer girmez, babası ölüm döşeğindeyken evlendirmiş onu, yalnız kalmasın diye. Annesi on dört yaşlarındayken ölmüş. Evlendiği adam İstanbul’da iyi bir iş sahibiymiş. Yıllar yılı adam çocuk istemiş ama olmamış. Sonunda çocuk olunca, adam Zümra Hanım’a buradaki evi birazda para bırakıp boşamış ve çocuğu da alıp gitmiş yurt dışına yerleşmiş. Yıllarca çantasında bu nedenle çikolata taşırmış… Ve ölümüne sebep olan kalp sıkışmasının nedeni de yıllar sonra oğlunun gelip onu bulmasıymış. Özlemlerimizin nereye varacağını kestirmemiz mümkün değil sanırım…”

Yemekler bitmişti. Ama kalkmaya niyetimiz yoktu. Daha hiçbir şey anlatamamıştık birbirimize.

“ Bu ilk kez ölümün ismi duyuşum olmuştu. Sanki bu o kelimeye alışmam için ufak bir ihtardı. On dört yaşıma girdiğim sene abimde on dokuz olmuştu. Doğum günümü kutlamıştık o gece ve kutlamadan sonra ilk arabasıyla ölüme koşmuştu sanki… Öyle çok seviyordu ki o arabayı, yaptığı ilk kazada öldü. Bu kayıp değildi. Kaybedilen bulunur çünkü. Yıllarca “Görkem’i bir trafik kazasında kaybettik…” lafını duyunca bunu düşündüm. Onu kaybetmedik, yitirdik biz. Benim için hiçbir zaman bu iki kelime eş anlamlı olmadı bu nedenle. Giderken o kadar çok şey götürdü ki yanında; ailemizi, mutluluğumuzu, içimizdeki huzuru, hafta sonlarımızı…”

Sorun buydu sanırım, abimin ölümünden beri bu haldeydim ben. Yıllarca onunla beraber hayalini kurduğum mimarlığı kazanınca bu nedenle filoloji okumayı seçmiştim. Ona ait şeylerden kaçmaya başlamıştım bilmeden. Bir dakika sürmüş müydü bunları aklımdan geçirmem bilmiyorum. Ama kendime geldiğimde o sanki hiç ara vermemişim gibi yüzüme bakıyordu.

“Ona aitmiş aslında sahip olduğumu sandıklarım. Her şey onunla birlikte gitti; annem daha fazla dayanamadı yokluğuna. Ölümünün ikinci senesinde intihar etti. Hıh… Ölüsü ile karşılaşmak bana düşmüştü.”

Annemin ölümünün abimin ölümü kadar etkilemediğini hissettim anlatırken. O iki senede buna alıştırmıştı bizi içten içe belki de.

“Kalkalım mı?” dedi, “İleride çınarın altındaki banka oturalım”.
Korkularımla yüzleştiriyordu beni? Bir ara aslında onunda aradıklarının olduğunu gördüm yüzünde, bir yüzleşmeye hazırlanıyordu sanki, gece olduğu gibi kontrol edemiyordu yüzündeki ifadeleri.

Banka oturur oturmaz sıranın kendine geldiğini söyler gibi başladı konuşmaya;

“Londra’da bitirdim öğrenimimi. Tüm hayatım orada geçti. Irkımı, dilimi her şeyi yadırgadım buraya gelince. On sene kadar önce buraya, bir iş için gelmiştim. Burada bir büro açmıştı babam ve ben başına geçmekle mükelleftim. Buraya geldiğimde karımı kaybettim”. Yüzüme baktı. Gülümsedi.
“Ben yitirmedim, kaybettim ya da o kendini kaybetti… Her neyse burada başka birine aşık olmuş. Bir akşam benimle daha fazla yaşamayacağını, söyledi. ‘Sebeplerimi istersen anlatırım ama canını yakabilir’ dedi. Duymak istemedim sonuçta gidiyordu ve bunun benim dışımdaki hiçbir sebebi beni ilgilendirmezdi. Sonradan kendine yaşça daha yakın biriyle evlendiğini duydum, aramızda on yedi yaş vardı.”, sustu.

Canı hala yanıyor muydu? Bunu anlayabilmek oldukça zordu. Derin bir acı içeren bir gülümseme vardı yüzünde. Biri hep tebessüm ediyorsa, gülemeden tebessüm ediyorsa, derin bir acı vardır içinde; yıllar yılı buna inandım. Yani… Sanırım abimi yitirdiğimden beri yüzüme eklediğim ifade bunu öğretti bana.

İşinden bahsetti bir müddet, öyle anlatıyordu ki, hayatla arasına işini koymuştu sanki. O’da bu şekilde koruyordu kendini.

Uzun bir suskunluk girdi sonra araya. Suskunluklarda bazen çok şey anlatır derler ya, doğru. İkimizin duygularını bu şekilde ifade edecek cümleler yoktu henüz.
Yüzüme baktı.

“Terk edilişler benim hayatımın anahtar kelimesi de bu sanırım” dedi.
Sustu. Sustuk. Sanırım bu akşamlık bu kadar itiraf ikimiz içinde kâfiydi.

4. Bölümün Sonu.

(Resim : Mark Spain)

Tuğba Makina

Reklamlar