Etiketler

, , , ,

8.BÖLÜM-LABİRENT-KAVŞAK

“Görebildin mi içindekini?”  dedi Mahfi. “Nasılmış? Görebildin mi? Bulabildin mi?”

Jülide elindeki çay fincanını daha sıkı kavradı. Sanki bu şekilde kuvvet alacaktı. Sorduğu soruyu cevaplamak güç istiyordu. “Buldum” dedi bir an. Önceden belirlenmiş cevaplar değildi bunlar. Hani bazen konuşurken tetiklenir ya düşünceler ve aslında insanın kendi bile bilmediği gerçekler çıkar ya ortaya, işte böyle bir şeydi yaşanan.

“Buldum” dedi Jülide. “Cevaplar soruların tamda içindeymiş. Başka hayatlarda cevapları aramak hataymış aslında. Senin sorularının cevapları, başka birinde nasıl olur ki? Nasıl başkalarının cevaplarına inanmaya zorlayabilirsin kendini? Genel geçer şeyler vardır, ölüm gibi. Ölüme üzülürsün. Ama ne Görkemin ne de annemin ölümünde kimsenin cevabı benim hayatıma uymadı, öngörüleri de.  ‘Her şey yoluna girecek’ dediler. Zaten belli bir zaman sonra her şey bir yola girmeye mahkum ki devam etsin hayat; yol bittikten sonrası ölüm zaten. Evet, her şey bir yola girdi. Ben bir yola girdim; nerelere çıkabileceğini bilmediğim bir yola. Beni bu yola sokan ‘aile yolumun’ bitmesiydi. Şimdi çıkmakta olduğum bir yol var, sanırım bunun adı ‘labirent’ her yol kendime çıktı burada. ‘Yapılan her yolculuk kendinedir’ derler ya evet cevapların hepsi bende. Bunu içerek yapmadım, içimdekini kusarak da yapmadım; sadece bir belkiydi o. Normalde göremediklerimi o şekilde görebilirim düşüncesiydi beklide. Ama yol bitiyor Mahfi. Elinde haritan yokken geçtiğin yolları unutamazsın, sahip olduğun tek şey hafızandır. Hatırlamamak, unutmak değildir. Bunu sende biliyorsun, biliyorum. Hatırlamıyorum artık ve her şey yoluna giriyor. Yollar değişiyor bu kavşakta.”

sigaraicenkadinadam

Mahfi, Jülide’nin sözü bittikten sonra birkaç dakika gecikmeli olarak gülümsedi. İçini anlamlandıramadığı bir korku sardı bir an. ‘Artık bana ihtiyacı yok, gidecek’ diye geçirdi içinden. Ağır gelmişti bu düşünce. Gözlerini yumdu. Jülide kendide beklemediği bir hareketle çay fincanını cam sehpanın üzerine koyup Mahfi’nin oturduğu bir adım uzaklıktaki ikili koltuğa yöneldi. Yanına oturdu, “söyleyeceklerin var değil mi?” dedi. Kararlılığın verdiği güven tüm hareketlerinden okunuyordu. Mahfi cümle kurmak yerine tam karşıya baktı Jülide’nin resmi vardı baktığı noktada. Tüm güzelliği,  hüznü gizleyen gülümsemesi ve üzerindeki kırmızı bluzla sanat eseri gibi duran bir kız. Yanındaydı halbuki ama bakmaya cesaret edemiyordu. Avucuna aldığında akmaya başlayacak bir su gibiydi Jülide ve dökülmemesi için eline almak istemiyordu. Oysa O’na anlatacakları vardı daha.

Jülide’ye döndü bir an. Gözlerine bakmadan konuşmaya gayret ediyordu. Başta, günlük şeylerden bahsetti. İlk defa işinden bahsetmeye başlamıştı. Jülide, kaçıyor diye düşündü; babası böyle zamanlarda işinden her bahsettiğinde kaçtığı bir şeyleri olurdu. ‘Bir şeyler söyleyecek’ bana diyordu; koltuğun kolunda duran açık avucunun, başını taşımasına yardımcı olarak bekliyordu. Mahfi o akşam sadece işten bahsetti. Gece beraber film izlediler. Sabah uyandıklarında Mahfi koltukta Jülide ise yarı bedeni koca pufun üzerinde yarı bedeni yere dayalı yatıyordu.

8. Bölümün Sonu.

Tuğba Makina

Reklamlar