Etiketler

, ,

9.BÖLÜM-VARIŞ

Mahfi ilk iş olarak iş yerini arayıp gelmeyeceğini söyledi. Bu sırada Jülide kahvaltıyı hazırlıyordu. Bir ara Mahfi ortadan yok oldu. Geldiğinde elinde bir sürü gazete ve Jülide’nin sevdiği baget ekmekler vardı. Jülide Mahfi’nin yüzüne bakakaldı , bir an ikisinin bu evde birlikte yaşadıklarını düşündü. Gülümsedi. Bilinçli bir şekilde dik durmaya çalıştı. Karşısında dimdik olmalıydı.

Kahvaltı bittikten sonra Mahfi birer keyif çayı koydu fincanlara. Masaya oturduğunda bir konuşmaya başlamak istediği belliydi. 

“İlk kayıp önemli demiştin ya Jülide, çok düşündüm. Evet, ilk kayıp elbette çok önemli; fakat sahip olduğun şeyi sen daha hiç görmeden kaybettiğini söyleseler ne yaparsın? Ararsın değil mi onu? Bende öyle yaptım. Aradım.”

Mahfi şeker kabını önüne çekmiş karıştırıp duruyor, Jülide ise merak içinde dinliyordu Mahfi’yi. Jülide Mahfi’ye,  Mahfi şekere bakıyordu. İkisinin de kaçırmak istemedikleri şeyler vardı.

“Aradım, bulduğumda daha ne yapmam gerektiğini bilemeden de kaybettim. Babam işi için Londra’ya giderken annem gelmek istememiş bizimle, babamda beni de alıp gitmiş, o kadar küçükmüşüm ki hatırlamıyorum bunların hiçbirini. Kendimi bilmeye başladığım zamanlarda başımda dadım vardı. Ne ile büyürsen o normal geliyor insana, hiç yadırgamadım içinde olduğum durumu. Yıllar geçtikçe dadının az geldiğini anladım, annemi sormaya başladım. En sonunda dönüp bulmak istedim onu. Babam burada bir büro açmak istiyordu, başına geçersin diyordu. Fırsat bildim geldim, bu sırada annemi aradım. Bulduğumda, gidemedim yanına, 15 gün kadar izledim sadece. 27 yaşındaydım geldiğimde ve bir anneye ne hissedilmesi gerektiğini bilmiyordum. Benimle gelmeyen birine, gidip ben geldim demek istemiyordum. İşleri yoluna koymaya başlamıştım ve artık burada kalacağım belli olmuştu. Burada olduğunu bilip de varlığımdan habersiz yaşamasını kaldıramazdım. Bir akşam evine gittim. Kapıyı açtığında hiçbir şey söyleyemedim ilk başta. Sonra ben Mahfi Sezgin diyebildim. Yüzündeki gülümseme kaybolmuş, hayretler içinde yüzüme bakıyordu. “İçeri gel” diyebildi bir ara. Sessizlik gerçekten çok kötü bir şeymiş; o bir iki dakika içinde anladım. Öylece yüzüme bakıyordu, hiçbir his gözleyemiyordum yüzünde. “Siz benim annemsiniz değil mi?” dediğimde ağlamaya başladı. Sadece kafasını salladığını gördüm bir an ve kafası o anda önüne düştü.”

Jülide ağlamaya başlamıştı. Hayatlarının bu garip kesişimi tedirgin etmişti bir an için O’nu ve ağlarken sessiz kalmaya çalışmaktan rengi kırmızıya kesmişti. Mahfi’nin yüzünde yalnızca acı vardı. Ağlamaya bile izin vermeyecek kadar ağır bir şeydi hissettiği. Devam etmek için bir hamle yaptı ama tıkandı. Sonra tüm gücünü sarf edermişcesine yeniden konuşmaya başladı. 

“Hem vardı ve benimdi, hem de hiç olmamıştı hayatımda. Belki de bu yüzden ilk etapta ağır gelmedi acısı. Cenaze günü sevenleri geldiğinde ve günler geçip onu tanıyan insanlarla tanışmaya başlayınca gördüm ki madalyonun öteki yüzü hiç de tanıdık değil. Anneme yaklaşırken babamdan uzaklaşmaya başlıyordum ve ip gerildikçe içimdekiler dışarı çıkıp karşıma dikilmeye başlıyordu sanki. Bu vesile ile beni bulmaya başlamıştım ama ödediğim bedel gün geçtikçe artıyordu bu yolda. Sonra…”

 Ayağa kalktı, balkona doğru yürüdü. Gülümsedi, o an. 

“Annemden sonra, eşim, eski eşim” dedi vurgulayarak. “Beni terk etti. Buraya geldikten sonra babamın yanına ilk ve tek gidişimde O’na olanları anlattım. Hiçbir şey söylemedi. Bende sanırım artık duymaya tahammülüm kalmadığından daha fazla bir şey sormadım; babamla ilişkimiz, iş sınırları dışına çıkmadı bir daha da. Yıllar geçti, kimseye güvenemez bir insan oldum zamanla. İstiyordum ama yapamıyordum. En çok da kadınlardan korkuyorum olanlardan sonra.” 

Jülide’nin tam gözlerinin içine baktı ve öylece durdu.

“Kaybedeceğimi bile bile birine bağlandım sonra; çınarın altında yalnız oturup kitaplarla, kalemlerle uğraşan genç bir bayana.”

Jülide’nin yüzünde anlamaya çalışan bakışlar dışında hiçbir refleks yoktu.

27182-WillowTree-AroundYou-back

“O çınar ofisimden gözüken en güzel yerdi. Her gün elime sigaramı alır mola verdiğimde çınara bakarak düşünürdüm. Genelde orda kimsede olmazdı zaten. Bir gün bir bayan geldi oturdu, tam sigaramı içerken. Farklı bir güzelliği vardı, ilk başta çok da önemsememiştim. Gelişleri sıklaşınca onu izlemeye başladım. Sonra. . . Hayatının burada geçtiğini ve annemi benden daha yakın tanıdığını öğrendim. Ona gidip annemi anlatmasını isteyecektim, nasıl biriydi, nasıl konuşurdu diyecektim. Burada kalan ender isimlerdenmiş kendisi; öyle söyledi buranın eskileri. Bir çocuğun gözünden annemi dinlemek istemiştim ilk başta sadece. Sonraları yanına gitmeye cesaret edemediğim zamanlarda, O’nu izler olmuştum. Ümidimi kesmiştim artık, soramazdım böyle bir şeyi. Tam o sırada Aliş’in meyhanesinde şarabımı yudumlarken tam karşı masaya oturdu o bayan. . .”

Lafını bitirdiğinde, gözleri camdan dışarıda kör bir noktada öylece duruyordu. Jülide’den bir tepki bekliyordu. Ne bilmiyordu ama bir şeyler söylemeliydi. Jülide hiçbir şey söylemedi. Masadan kalktı, etrafı toplamaya başladı. Toplamayı bitirince, portmantonun yanındaki bavulunu odasına taşıdı, dolaba geri yerleştirmeye başladı. Bitirdiğinde, koltukta etrafı izleyen Mahfi’nin yanına oturdu.

“Bu ev sanırım yeterince büyük” dedi.

Mahfi Jülide’yi yanlış anlamaktan çekinir bir vaziyette izliyordu.

“Yani burada yaşayabiliriz sanırım” diye devam etti Jülide. Tanıştıklarından beri bu kadar rahat olabildiği ilk andı bu Jülide’nin.

Mahfi, ayağa kalktı, etrafa baktı, odayla bir yürüdü. Dönüp Jülide’ye,  avuçlarına aldığı suya, baktı. Hayatı o suya kap olmuştu sonunda. 

———————————————- SON ——————————————-

Tuğba Makina

Reklamlar