Yanımdaydın… Gözlerimin içindeki çığlığı göremiyordun ama yanımdaydın. İçimden garip bir şey akıp giderken, bana dair bir şeyleri kaybederken ve yenilerini yerine eklemeye çalışırken, küçük bir çocuk misali saçmalarken, yanımdaydın. Bir çocuğu büyütür gibi vakurlu ama nasıl büyüdüğünü göremeyecek kadar heyecanlıydın.

Yanında olmak ne demek ki? Gözlerine bakmak? Tenine dokunmak? Anlamak?

Gözlerime bakıyordun, tenime dokunuyordun ama beni anlayamayacak kadar uzaktaydın. Zaten yanındaki birinin sana nasıl bir yardımı dokunabilir ki? Hiç. Hiçbir şey yapamaz sana yanındaki. İçinde olmalı yardım edebilmek için. Seni hissedebilmeli, ne hissettiğini neler hissedebileceğini anlayacak kadar içinde olmalı, ki sana yardım edebilsin. Oysa biz… Hayatlarımız bitişikti. Yan yana yatıyorduk, aynı gardroptan giyiniyor, aynı masada yemek yiyor, aynı banyoyu kullanıyorduk ama birbirimizin hayatının içinde değildik. Yalnızca bitişikti hayatlarımız. Yalnızca. Yanındakinin ayakta kalması diğerinin de sağlam durmasının ön koşulu olduğu için istiyorduk iyi olmamızı beklide. Yanımda olduğunu söylerken içimdeki çığlığı göremiyordun. Gülümsüyordum, gerçekten gülüyorum sanıyordun. Ve ben yine her zamanki gibi içime susuyordum. Sustukça derinleşiyordu içimdeki kuyu ve çığlık sanki daha bir derine iniyordu her duyuluşunda. Çok korktum acaba bu sırada BENi kaybeder miyim diye.

Neydi bizi birbirimizin hayatından atan? Cevabı açık sanırım; içimde ölen o çocuk birbirimizin hayatından attı bizi. Güzel yüzlü bir kız olacaktı oysa. Öyle güzel olacaktı ki; ikimize benzeyecekti. Önce minicik elleri, bembeyaz bir teni olacaktı hemen kızaran, lüle saçları dökülecekti omuzlarına biraz büyüyünce, çokta zeki olacaktı. Bizim gibi çok başarılı olacaktı. Aynı zamanda da bir o kadar yalnız! Bir o kadar mutsuz olacaktı bazen! Her şeyi yapabileceğini düşünürken, belki de bir çocuğu yaşatamayacaktı annesi gibi. Kayıp gidecekti içinden; hayatın garip çelişkisi karşısında yapayalnız kalacaktı sonra. Yanında kimler olursa olsun, her yıkımın yalnız yaşandığını görüp ağlayamayacaktı bile. Cevap bu, varlığı bütünlüğümüzü tamamlayacak kızımızın yokluğu, olan bütünlüğümüzü de parçalamıştı.

Şimdi yanımda yatıyorsun, tenine dokunabilecek kadar yakınında ama bundan neredeyse korkacak kadar uzağındaydım. Nereye kadar devam edecek böyle? Bir çocuğu içinde hissetmek ve tabutunun bedenin olmasının nasıl bir yıkım olduğunu anlayamıyorsun. Bu acıyı bile yalnız yaşıyorum; sense hayatımın bitişiğinde, yatağımda uyuyorsun şu an. Kaç gecedir uyumuyorum saydın mı hiç? Ya da ne kadar zamandır birbirimizin gözlerine bakmıyoruz?

Neden yazdım bunları merak ediyorsun şimdi değil mi? Ben bu bitişik hayatı bırakıyorum haber vermek istedim. Yarın sabah uyandığında günler sonra ilk kez uykuda bulacaksın beni, derin bir uykuda. Nedenini bil istedim.

03/03/2007 – 26/05/2007

Ay Kadını

Resimler Romanya’lı sürreal fotoğraf sanatçısı Madalina Iordache-Levay‘a ait. “Sürreal fotoğraf mı olur?” demeyin değişik çalışmaları olan sanatçı, çalışmaları için “Ben fotoğraf çekmiyorum, onları yapıyorum” diyor.

Reklamlar