Haftadan sona bir sürü şey kalmıştı ama benim payıma düşen yüksek ateş ve burun akıntıları olduğundan bir şey yazmak gelmedi içimden. Şikayetçi değilim, uzun sürmedikçe arada hasta olmak lazım, izlenmedik çok film, okunmadık çok kitap var daha. Hayli hareketli bir aya girmenin keyfini yaşarken tokatladı İstanbul’un güvenilmez havası beni, ama benim kendime gelmem için yapmış, teşekkür ediyorum O’na.

Ekim geldi hoş geldi, Devlet Tiyatroları ve Şehir Tiyatroları 1 Ekim’de perdelerini açtılar; Film Ekimi, Akbank 19. Caz Festivali biletleri satışa çıktı; yeni filmler geldi sinemalara; sergiler kapılarını açtığının haberini verdi, sanat atölyeleri eğitimlerine seminerlerine başladılar…

Devlet Tiyatroları bu sene perdelerini yeni oyunlarla açtı, sloganları 60. Yılda 60 yerli oyun, geçen senelerden devam eden oyunlarda olacak tabii ki; Devlet Tiyatroları İstanbul prömiyerini Behiç Ak’a ait “İki Çarpı İki” adlı oyunla yaptı. İki ayrı çift ve iki aynı ilişkiyi anlatan ilginç bir deneme. Takdiri bize düşmezsede 5 üzerinden 5 lik bir oyun olduğunu söyleyemeyeceğim. Benim bir daha ki perde planım “Bir delinin hatıra defteri” . Şehir Tiyatroları da oldukça canlı bir dönem geçireceğe benziyor, kaliteli birçok oyun var özellikle Kabare’yi izlemeyenlere tavsiye ederim, oldukça lezzetli bir müzikal. Biliyorum ki ‘kara müzikal’ diye bir tür yok ama ben çıktıktan sonra böyle isimlendirdim oyunu. Tek başına oyuncuların performansları için bile izlenmeye değer bir oyun, açık havada izleme keyfinden kış nedeniyle mahrum kalınsa da kaçırmayın derim.

Akbank Sanat “Şehrin Caz Hali” ile yine birçok ustayı İstanbul’a taşıyor; Cecil Taylor, Joe Lovano, İlhan Erşahin, Fahir Atakoğlu, Rıchard Bona isimlerden sadece birkaçı. Ayrıca söylemeden geçemeyeceğim festival filmi her zamanki gibi harika, izlemeyenlere tavsiye ederim.

İKSV sponsorluğundaki Film Ekimi bu sene geçen senelere göre daha az gösterimle karşımızda gibi geldi bana (geçen senelerdeki programlara ulaşıp kıyas yapma imkanı bulamasamda). Benim listemde: Atonement / Kefaret filmi ile beğendiğim senaryo yazarı Christopher Hampton’un filmi AŞKIM/CHÉR; Piyano filmi ile Cannes tarihinde Altın Palmiye’yi kazanan tek kadın yönetmen olan Jane Campion’ın son filmi olan ve İngiliz şair Keats’in yaşamının son yıllarını anlatan PARLAK YILDIZ/BRIGHT STAR; 2009 Berlin Gümüş Ayı: En İyi Erkek Oyuncu, Ekümenik Jüri Özel Mansiyon ödülü sahibi olan ve sıradan yaşamlar sürdüren Fransa’da yaşayan Osman’la İngiliz Channel Adaları’nda yaşayan Elizabeth’in öyküsünü anlatan LONDRA NEHRİ/LONDON RIVER; Theo Angelopoulos’un uzun süredir beklenen son eseri, Ağlayan Çayır’la başlayan üçlemesinin ikinci filmi ZAMANIN TOZU/SKONI TOU CHRONOU; Hong Konglu yönetmen Johnnie To’nun son filmi olan klasik bir intikam filmine benzese de beni cezbeden İNTİKAM PEŞİNDE/VENGEANCE var.*

İstanbul Modernde 11 Eylül’de başlayan Sarkis’in Site sergisine gitmeyenler içinse son tarih 10 Ocak 2010. Sergi yaşam alanları ile şekilleniyor ve sanatçının son 50 yıllık çalışmalarından besleniyor.

Liste oldukça kabarık hepsine gitmek mümkün olmasada ben bir seçki yapacağım kendime, okul zamanlarımı özleyerek. Üniversitede bir güne peş peşe biletler alırdık, Ekim’i yaşayabilirdik tam anlamıyla, şimdiyse Ekimde şehir tatil olsun istiyorum, hiçbir şey kaçırmamak adına.

İyi Ekimler, tadını çıkarın…

Tuğba Makina

(*Filmler ilgili yorumlarda festival özetlerinden faydalanılmıştır.)

Reklamlar