1980ler hatta 1990ların Amerikası, zenciler filmlerde başrol almaya başlar ve toplum içinde çok iyi yerlere gelebildikleri “göze sokulmaya” çalışılır; günah çıkartma, aktif göstererek pasifize etmek, alet etmek… Neresinden ele alırsanız alın, neticede iyi niyetli olduğunu düşünmüyorum şahsen. Toplumumuzdaki, öne çıkartılmadan-öne atılan bayanları, özellikle de basında, bu duruma benzetiyorum.Habertürk’te yeni bir program başlamış Sınırsız… Cuma akşam denk geldim, program konusu itibari ile ilgi çekici olabilir tabii ama siyaset içeren bir programda sırf bayanlara bir alan oluşturulması, ayrıldığımızı ve yine beraber yapamadığımızı, “cinsiyetlerin bakış açıları” seçildiği ve burada da ayarı yakalayamadığımızı gösteriyor sanki. Futbol programlarından sonra siyaset programlarını da bayanlara bırakmayı lütfetti erkeklerimiz; Özgürlükleriniz, özgürlüklerimiz, çünkü siz bizim reytingimizsiniz.

Zülfü Livaneli CNN Turk’e canlı yayına bağlandı geçenlerde “… bana deadline bildirmediler” dedi, ikinci kez yıktı beni, ilkinden bahsetmek bile istemiyorum. Ardından spiker telefon bağlantısı sona erince piyasalara bağlandı ve yoruma başladı “…flexibilitenin fazla olduğu bir gündeyiz”…Uzmanlık alanı psikoloji olanlar daha iyi bilirler, iletişimde alıcılar ve vericiler vardır, alıcı ile verici uyumsuzsa iletişim gerçekleşmez. İletirsiniz alıcı bunu alır bunda sorun yok tabii, ama hatalı iki durumda var;iletirsiniz karşıdaki al(a)maz, ya da iletmezsiniz iki durumda da ilet-iş-mek gerçekleşmiyor.Sonra birileri, spikerden sonra bir adam çıkartıryor aynı ekrana, anlamadığınız cümlelerle size nasıl birbirinizi daha iyi anlayacağınızı ve bu şekilde sorunlarınızı daha kolay çözeceğinizi anlatmaya başlıyor.

24 Ekim Taksim – Uluslarası iklim eylem günü bugün, Taksim’den Galata’ya yürüyor gençler;ellerinde pankartlar, ağızlarda sloganlar, önde ardda polisler ve medya… Galata’da basın açıklamalarını da yapıyorlar ve gösteri bitiyor, yorulmuşlar, sohbet-muhabbet, yakılan sigaralar, yere çökmek isteği… Kalabalık açılıyor, ayrılıyorlar birbirlerinden ve tek tek görmeye başlıyorsunuz insanları, tanımlaması uzun ama bir örnek gerek, birinin elinde Filistin bayrağı var; insan düşünüyor, bu eylemin mantığı mı önemli bu kişi için yoksa “gençlik her şeye mi karşı?”; bir gösteriden çıkıp diğerine mi gidiyor film seansı misali. Çoğunun iyi niyetlerinden şüphem yok ama tam bilgiye ulaştıklarından var; gösteri illaki Kyoto Protokolüne bağlanıyor sonunda, imzalayın kampanyasının olduğu sitede bile anlaşmanın metni var, bir okusalar, ah okusalar! Karşı çıktıkları nükleer santraller neden kurulmaya çalışıyor hala ülkede, bir anlasalar…

29 Ekim Dolmabahçe resepsiyonunda pastadan Atatürk çıkartıyorlar… Dansöz dünya! Kimsenin tepkisi yok.

….

Teröristler şehre iniyor;“pişmanlık yasasından yararlanacaklar” diyor birileri, ama onlar pişman olmadıklarını söylüyorlar.

Bir domuz gribidir aldı başını gidiyor. Can derdine düşürülüp, tasfiye ediliyoruz gündemden. Bu arada anlaşma yapılan ilaç firmaları, aynı kuş gribindegripten önce ülkeye girdikleri gibi usul usul giriyorlar, oturuyorlar yerlerine. Amerika’da bir genç domuz gribi aşısından felç oluyor, Obamaçocuklarına bu aşıyı yaptırmıyor, kimse yan etkisini bilmiyor… Biz n’apmıyoruz? öpüşmüyoruz, korunuyoruz; illaki aşı olun çeşnicibaşları diyoruz …

Dağdakiler“Domuz gribi” olmuş şehre iniyor, şehirdekiler domuzdan mı gripten mi bilinmez kaçıyor; Atam dirilmiş, pastadan çıkıp şaka yapıyor gençliğe “Cant belive my eyes” diyor; Pelin Batu tarih, moda, sanattan sonra yeni ekürisiNagehan Alçı ile politikaya el atıyor… Evlinin evi, köylünün köyü, yılanın deliğinin belli olmadığı yerde akortta tutmuyor.

Tuğba Makina-31Ekim’09

Reklamlar